1689 · Londra, İngiltere
Locke ve *İnsan Anlığı Üzerine Deneme*: zihin boş bir levhadır
Locke, zihnin doğuştan hiçbir ideaya sahip olmadığını, tüm bilginin duyu deneyimi ve düşünüm üzerinden inşa edildiğini savundu. İngiliz empirizminin kurucu metni.
John Locke, *An Essay Concerning Human Understanding*'ı yaklaşık yirmi yıl boyunca üzerinde çalıştıktan sonra 1689 sonunda yayımladı (kapakta 1690 yazsa da fiili çıkış 1689'dur). Eser, Descartes'ın rasyonalist mirasına karşı sistematik bir İngiliz cevabıdır.
Locke'un temel önermesi sadedir ama sonuçları geniştir: zihin doğuştan boş bir levhadır, *tabula rasa*. Doğuştan hiçbir 'ideamız' yoktur — ne Tanrı ideası, ne ahlak ilkeleri, ne mantıksal aksiyomlar. Tüm ideeler iki kaynaktan gelir: *sensation* (duyu, dışsal nesnelerden) ve *reflection* (düşünüm, zihnin kendi işlemlerine yönelmesi). Karmaşık ideeler ise bu basit ideelerin zihinsel birleşimleridir.
Bu basit kuramın ardından gelen ayrımlar Locke'u kalıcı kılar. *Birincil nitelikler* (şekil, hareket, sayı) nesnelerin kendisindedir; *ikincil nitelikler* (renk, ses, koku) ise zihnimizdeki etkilerdir — nesnenin kendisinde değil. Galileo'dan Boyle'a uzanan bilimsel devrimle uyumlu bu ayrım, gündelik dünya tasvirimizi sarsar: kırmızı renk gül'de değil, gözümüzdedir.
Locke'un kişisel kimlik kuramı belki en yenilikçi kısmıdır. Bir kişiyi 'aynı kişi' yapan beden değil ruh değildir; süreklilik gösteren bilinç ve bellektir. Eğer şehzadenin hatıraları bir kunduracının bedenine taşınsa, kim hangisidir? Bu deney, modern kimlik tartışmalarının (psikolojik süreklilik kuramları, ışınlanma paradoksları) başlangıç noktasıdır.
*Essay*'in toplam etkisi felsefenin yönünü değiştirdi. Berkeley, Hume ve Kant doğrudan Locke'a yanıt verdi. Aydınlanma siyaseti — eğer insanlar 'boş levha' olarak doğuyorsa, doğuştan eşitsizlik yoktur — bu kitaptan beslendi. Bugün bilişsel bilim 'innate vs. learned' tartışmalarında hâlâ Locke'la hesaplaşıyor.
Konum
Londra, İngiltere · © OpenStreetMap