1980 · Berkeley, Kaliforniya, ABD
Alvarez ve göktaşı yokoluşu
Luis ve Walter Alvarez, dünyanın her yerinde aynı ince kil katmanında bulunan olağandışı iridyum miktarından yola çıkarak, 66 milyon yıl önce dinozorları yok eden felaketin dev bir göktaşı çarpması olduğunu öne sürdü.
66 milyon yıl önce, dinozorların da aralarında olduğu türlerin dörtte üçü aniden yok oldu (Kretase-Paleojen yokoluşu). Bu kitlesel ölümün nedeni bir asır boyunca tartışıldı: yavaş iklim değişimi mi, volkanlar mı, hastalık mı? 1980'de Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve jeolog oğlu Walter Alvarez, beklenmedik bir kanıtla çarpıcı bir yanıt önerdi.
Walter, İtalya'da yokoluş anına denk gelen ince bir kil katmanı incelerken bir tuhaflık fark etti: bu katmanda, Dünya kabuğunda son derece nadir olan iridyum elementi, olması gerekenin onlarca katı yoğunluktaydı. İridyum yeryüzünde azdır ama göktaşlarında boldur. Alvarez'ler aynı iridyum zenginleşmesinin dünyanın dört bir yanındaki aynı yaştaki katmanlarda bulunduğunu gösterdi. Tek makul açıklama, gökten gelen devasa bir kaynaktı.
Hipotez şuydu: yaklaşık 10 kilometre çapında bir göktaşı Dünya'ya çarptı; çarpmanın kaldırdığı toz ve kül atmosferi aylarca kapladı, güneş ışığını kesti, fotosentezi durdurdu ve besin zincirini çökertti. İridyum, bu göktaşının dünyaya saçılmış külüydü. Fikir başlangıçta büyük kuşkuyla karşıland ı — jeologlar felaketçi açıklamalara temkinliydi.
Ama 1990'larda Meksika'da Yucatán yarımadasında, tam o yaşta, 180 kilometre çapında dev bir çarpma krateri (Chicxulub) bulununca kanıt zinciri tamamlandı. Alvarez hipotezi bugün geniş kabul görür. Bu keşif, yalnızca dinozorların sonunu açıklamakla kalmadı; yaşamın tarihinin yalnızca yavaş evrimle değil, gökten gelen ani, rastlantısal felaketlerle de biçimlendiğini gösterdi. Kendi türümüzün yükselişi bile, memelilerin önünü açan o çarpmaya borçludur.
Konum
Berkeley, Kaliforniya, ABD · © OpenStreetMap
Kaynaklar
- Extraterrestrial Cause for the Cretaceous–Tertiary Extinction (1980) — Science (Alvarez et al.)
- Chicxulub crater and the K–Pg extinction — Encyclopaedia Britannica