17 Aralık 2010 (başlangıç) · Sidi Bouzid (Tunus) ve Arap dünyası
Arap Baharı: kısa bir demokratikleşme dalgası ve uzun kaos
17 Aralık 2010'da Tunuslu seyyar satıcı Mohamed Bouazizi'nin kendini yakmasıyla başlayan isyan dalgası bir yılda Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Bahreyn rejimlerini sarstı; sonraki on yıl Suriye iç savaşı, IŞİD ve büyük mülteci kriziyle otoriter restorasyona dönüştü.
17 Aralık 2010'da Tunus'un Sidi Bouzid kasabasında 26 yaşındaki seyyar meyve satıcısı Mohamed Bouazizi, tartısına el koyan ve kendisini tokatlayan belediye memuruna karşı şikâyetlerinin dinlenmemesi üzerine valiliğin önünde kendini yaktı. Bouazizi 4 Ocak 2011'de hastanede öldü. Onun cenazesinden çıkan protestolar dört hafta içinde tüm ülkeyi sardı; 14 Ocak'ta 23 yıldır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali Suudi Arabistan'a kaçtı. Tunus'un kıvılcımı bölgenin geri kalanını ateşledi: 25 Ocak'ta Kahire'nin Tahrir Meydanı'nda toplanan kalabalık 18 gün direnişin sonunda Hüsnü Mübarek'in 30 yıllık iktidarını devirdi (11 Şubat 2011). Aynı yıl Libya'da Muammer Kaddafi NATO destekli bir iç savaşın sonunda öldürüldü, Yemen'de Ali Abdullah Salih iktidarı bıraktı, Bahreyn'de Şii çoğunluğun protestoları Suudi-Birleşik Arap Emirlikleri askeri müdahalesiyle bastırıldı.
Sosyal medya bu isyanların "sebebi" değil, "hızlandırıcısı" oldu. Facebook'taki "We are all Khaled Said" sayfası — 2010'da polis tarafından dövülerek öldürülen Mısırlı genci anan sayfa — milyonlarca takipçiye ulaştı ve Tahrir gösterilerinin örgütlenmesinde merkezi rol oynadı. Al Jazeera'nın yayınları olayları bölgede ve dünyada eş zamanlı görünür kıldı. Ama bu dalganın altında uzun yıllarda biriken yapısal nedenler vardı: genç nüfusta yüzde 30'u aşan işsizlik, yolsuzluk, gıda enflasyonu, polis şiddeti ve siyasi baskı.
2011'in umudu hızla yok oldu. Suriye'de Mart 2011'de Daraa'da başlayan barışçıl gösteriler Beşşar Esad'ın silahlı bastırması sonucu iç savaşa dönüştü; sonraki on üç yılda 350.000'den fazla insan öldü, yaklaşık 13 milyon Suriyeli yerinden edildi (6 milyonu mülteci olarak yurtdışında, ağırlıklı olarak Türkiye'de). 2013'te Mısır'da General Abdülfettah el-Sisi seçilmiş Mursi hükümetini darbeyle devirdi; on yıl içinde Mübarek dönemine göre daha sert bir otoriterlik kuruldu. 2014'te Irak ve Suriye'deki güç boşluğunda IŞİD/DAEŞ doğdu; Musul, Rakka ve sonra Paris (2015), İstanbul (2016) ve dünyanın başka şehirlerinde gerçekleşen saldırılarla 2017'ye kadar uzayan bir savaş başlattı. Libya bölünmüş bir savaş bölgesine, Yemen Suudi Arabistan ile İran arasında vekâlet savaşının sahnesine dönüştü.
2015-2020 arasında Suriye mülteci krizi Avrupa siyasetini sarstı: Almanya'nın 2015'te bir milyon Suriyeli kabulü, 2016 Türkiye-AB göç anlaşması, Brexit kampanyasının göç temalı söylemi, sağ popülist partilerin yükselişi — hepsi aynı dalganın halkalarıdır. Türkiye için Arap Baharı çok katmanlı bir kırılmadır: başlangıçta "Türkiye modeli" konuşulurken, sonraki yıllarda 3,5 milyon Suriyeli sığınmacının sosyo-ekonomik etkisi, güney sınırında uzun süreli askeri operasyonlar ve dış politikada IŞİD, Rusya, ABD, İran ile karmaşık denklem haline geldi. Yalnızca Tunus, ilk kıvılcımın çıktığı yer, kırılgan da olsa demokratik bir anayasa düzenini bir süre sürdürebildi — ancak 2021'de Cumhurbaşkanı Kais Saied'in parlamentoyu askıya alması bu istisnayı da büyük ölçüde sona erdirdi. 21. yüzyılın en büyük demokratikleşme umudu, bir kuşağın en uzun trajedisine dönüştü.
Konum
Sidi Bouzid (Tunus) ve Arap dünyası · OpenStreetMap →