1910 – 1913 · Pompidou Merkezi, Paris, Fransa
Kandinsky ve ilk soyut suluboya
Rus ressam Wassily Kandinsky'nin 1910-1913 yıllarına tarihlenen isimsiz suluboyası, görünür fiziksel dünyayla tüm bağları kopararak sanatı nesnesizleştiren ilk tinsel soyut resimdir.
Modern sanatın en büyük kırılma noktalarından biri, sanatın doğadaki nesneleri taklit etmeyi (mimesis) tamamen bırakıp kendi özüne, yani renk, çizgi ve formun saf etkisine dönmesiyle gerçekleşti. Bu radikal dönüşümün öncüsü Rus ressam Wassily Kandinsky'dir. Sanatçının 1910 veya 1913 yılında yaptığı 'İsimsiz (İlk Soyut Suluboya)' çalışması, sanat tarihinde görünür gerçekliğe dair hiçbir referans barındırmayan, tamamen soyut ilk sanat eseri kabul edilir.
Kandinsky, resmin müzik gibi olması gerektiğine inanıyordu. Bir müzik parçasının dış dünyadaki bir sesi taklit etmeden, doğrudan insan ruhuna hitap edebilmesi gibi, renklerin ve formların da nesneleri temsil etmeden duygusal ve tinsel bir etki yaratabileceğini savundu. Suluboya çalışması; rastgele dağılmış gibi görünen dinamik çizgiler, uçuşan renk lekeleri ve biyomorfik şekillerden oluşur. Resimde ne bir insan, ne bir bina, ne de bir doğa manzarası vardır. İzleyici, nesneleri tanımaya çalışmayı bırakıp, renklerin ritmine ve çizgilerin hareketine odaklanmaya davet edilir.
Kandinsky, bu felsefeyi 1911 yılında yayınladığı 'Sanatta Tinsellik Üzerine' (Über das Geistige in der Kunst) adlı teorik kitabında da açıkladı. Sanatçı için renklerin psikolojik etkileri vardı: örneğin mavi tinsel ve sakinleştirici, sarı ise sıcak ve agresifti. Münih'te kurucuları arasında yer aldığı 'Mavi Süvari' (Der Blaue Reiter) grubuyla birlikte, sanatı maddesel dünyadan kurtarıp ruhsal bir boyuta taşımayı amaçladı. Kandinsky'nin bu adımı, geometrik soyutlamadan (Malevich, Mondrian) soyut dışavurumculuğa (Pollock) kadar 20. yüzyıl sanatını belirleyecek olan tüm soyut akımların önünü açmıştır.
Konum
Pompidou Merkezi, Paris, Fransa · © OpenStreetMap
Kaynaklar
- Kandinsky, First Abstract Watercolor — Pompidou — Centre Pompidou